Friday, June 25, 2021
Home Blog

Astım Tedavisinde Ailelerin Kortizon Korkusu

0
Astım Tedavisinde Ailelerin Kortizon Korkusu
Astım Tedavisinde Ailelerin Kortizon Korkusu

Baharın gelmesiyle birlikte parfüm kullanımında artış görülüyor. Ancak astım hastalarının dikkatli olmalarında fayda var; çünkü parfümlerin çoğu güvenli olsa da alerjik bünyelilerde özellikle keskin kokulu olanlar astımı tetikleyebiliyor.

Astımın görülme sıklığı gerek dünyada, gerekse ülkemizde her geçen gün giderek artıyor. Batı Avrupa da son 10 yıl içinde hastalığın görülme sıklığı 2 kat artarken, ABD de astım hastalarının sayısında 1980 den bu yana yüzde 60 oranında bir artış görüldüğü belirtiliyor. Dünyada yaklaşık 300 milyon, ülkemizde de 4-5 milyon astım hastası yaşıyor. 3 Mayıs Dünya Astım Günü nedeniyle astımın artışına dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nur Kaşkır, sanayileşme ve modern yaşam tarzının hastalığın artışını etkileyen en önemli etkenler olduğuna ifade ediyor. Astıma yol açan pek çok neden olduğuna, yaz mevsimine yaklaştığımız şu günlerde ise özellikle kadınlarda parfüm kullanımı arttığına da dikkat çeken Dr. Nur Kaşkır, “Bir parfüm onlarca, hatta yüzlerce çeşit uçucu organik madde yayıyor. Bunlardan çoğu güvenle solunsa da bazıları astımı tetikleyebiliyor. Bu nedenle kişiler kendilerine ve astımlı çocuklarında semptom artışına neden olabilen parfümler konusunda titiz davranmalı. Aynı zamanda çocuk bakıcılarının kullandığı parfümlere de dikkat etmeliler!” uyarısında bulunuyor.

Keskin Kokulardan Uzak Durun!

Yapılan araştırmalara göre; günlük hayatta kullanılan deodorant, keskin kokulu parfümler ve oda spreyi ile parfümlü deterjanlar astımı tetikleyebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nur Kaşkır, bazı astım hastalarının bu tür maddelerin nefes darlığına neden olabileceğini bilmeksizin keskin kokulu parfümler, oda parfümleri, banyolarda kullanılan aparatlar ve kokulu mumlarla iç içe yaşadıklarına dikkat çekerek, “Bu durum parfüm alerjisi değil, irritasyon dediğimiz, keskin kokulara karşı zaten artmış duyarlılığı olan bronşların hassaslığının artması ve bronşlarda daralma cevabının olmasıdır. Astım ataklarıyla karşılaşmamak için bu tür kokulara karşı dikkatli olmak gerekiyor” diyor.

Şampuanlar, saç spreyleri, oda spreyleri, saç boyaları, oda boyaları ve daha onlarcası… Günlük hayatımızda giderek daha fazla yapay madde kullanıyoruz. Peki ya bu maddelerin sayılarının ve çeşitliliğinin artması toplumda  astımın ve şiddetinin de artmasına neden olabilir mi? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nur Kaşkır bu reaksiyonların alerji sınıfına girmese de alerjik kişilerdeki ilave etkilerinin de yadsınamayacağına dikkat çekiyor.

 

astımı Neler Tetikliyor?

Ailesel öykü,

Enfeksiyonlar,

Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi-özellikle soğuk hava-,nem oranının artması,

Kokular, stres, bazı ilaçlar,

Sigara içmek veya sigara içilen ortamlarda bulunmak,

Bazı işyerlerinde solunan gazlar ve kimyasallar ,

Alerjik astım durumunda alerjenler ile karşılaşma (ev tozu akarları, küf mantarları, polenler-çiçek tozları, ağaç ve yabani ot polenleri, küf, hayvan tüyü) Alerjenler içinde en önemlisi ev tozu akarlarıdır. Türkiye’deki alerjik astımlıların yüzde 70’inde ev tozu akarı alerjisi bulunuyor.

Tek Bir Belirtisi Olduğunda Tanı Güçleşiyor!

Astımlı kişi hastalığı tetikleyen etkenlerle temasa geçtiğinde hava yolları daralıyor. Bu darlık hastada; öksürük, tekrarlayan nefes darlığı, göğüste daralma hissi, hırıltılı solunum ve kolay yorulmaya gibi yakınmalara neden oluyor. Bazı hastalarda astımın bu tipik belirtilerinden hepsi görülebileceği gibi, bazılarında ise sadece birkaçı, hatta sadece biri gelişebiliyor. Bu nedenle teşhis, dolayısıyla tedavi edilmeyen pek çok astımlı olabiliyor.

Ataklar Kontrol Altına Alınabiliyor!

Astım uygun teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalık. Tedavide 2 türlü ilaçlardan faydalanılıyor; nefes darlığında ihtiyaç halinde kullanılan rahatlatıcı ilaçlar ve ise astımın gerçek nedenine inerek hastalığı tedavi etmeye yönelik ilaçlar. Astım tedavilerinin çoğunda en etkili yöntem, ilacın solunarak doğrudan akciğerlere girmesinin sağlanması. Bu yoldan yapılan uygulamalar etken maddenin istenilen organ olan akciğerlere doğrudan ulaşmasını sağladığı gibi, vücuda geçişin çok az olması nedeniyle hastayı ilacın yan etkilerinden de koruyor. Hastanın doktorun ilaçlarını doktorunun önerileri doğrultusunda, uygun dozda kullanması ve düzenli olarak kontrollere gitmesi, astımın kontrol altına alınabilmesinde son derece önemli bir rol oynuyor. Hastanın dikkat etmesi gereken bir başka önemli nokta da, alerjik astımı varsa alerjenden kaçınma yollarını günlük hayatında uygulamak.

Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm

0
Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm
Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm

Kortizon deyince tedavisinden ziyade yan etkileri akla geliyor. Ancak alerjik bronşit ya da diğer adıyla astım ataklarının önlenmesinde en etkin tedavinin kortizon olduğu belirtiliyor. Peki, iyileşmenin başka yolu yok mu?

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak N.çocuk astımının, tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı atakları ile seyreden kronik bir hastalık olduğunu, tekrarlayan nefes alamama durumunun sıklıkla acil servislerde sonlandığını belirtiyor. Çeşitli tedaviler sonunda açılıp evine gönderilen çocukların ise 10 gün geçmeden yeniden sıkışma ve atak yaşadığının altını çiziyor. Öncelikle atakların önlenmesinin çok önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Yonca Tabak N. bronş yüzeyindeki yanığın iz bırakmasının kalıcı hasarlar oluşturduğunu ve ileri yaşlarda astımın kronikleşebileceğini vurguluyor.

Kortizon Nasıl Kullanılmalıdır?

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak N. tedavi amaçlı sürekli kortizon kullanımından, yan etkileri nedeniyle birçok ailenin korktuğunu, hatta fobi düzeyinde kaçındığını belirtiyor. Ailelerin bilmediği en önemli noktanın, miligram dozunda kullanılan kortizonların, astım tedavisinde sadece ataklar sırasında kullanılmasının gerektiğini söylüyor. Kortizonlu ilaçların sprey şeklinde olanlarının, havayolunun sadece yüzeyini tedavi eden mikrogram dozunda; yani tablet kortizonların binde biri dozunda kullanıldığını, kana karışma oranının ise son derece düşük olduğunu söylüyor. Hava yolunun yüzeyinde sadece % 20’sinin emildiğini ve emilen bu miktarın hızlı bir şekilde vücuttan uzaklaştırıldığını sözlerine ekliyor. Uygun dozda ve yıllarca kullanıldığında kortizona bağlı olarak yan etki görülme olasılığının son derece düşük olduğunu belirtiyor. Sprey kortizon tedavisinin mutlaka bir çocuk alerjisi uzmanı kontrolünde kullanılması ve kortizonlu ilaçları ailelerin kafasına göre kesip başlamaması gerektiğinin altını çiziyor.

Başka Bir Tedavi Var mı?

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak N. bilinmesi gereken diğer önemli bir konunun ise kortizonlu ilaçların kullanıldıkları sürece etkili olduğunu belirtiyor. Kullanıldığı sürece bronş yüzeyindeki yangının baskılandığını ve atakları önlediğini söylüyor. Bronşun o hale gelmesine yol açan alerjinin veya alerji dışı nedenin bulunup tedavi edilmesini öneriyor. 5 yaşından önce alerji testi yapılmaz görüşünün son derece yanlış olduğunu, astım ya da alerjik bronşit tanısı almış her hastanın yaşına göre kandan veya deriden alerji testi yapılması gerektiğinin altını çiziyor. Çıkan sonucun çocuk alerjisi uzmanı tarafından değerlendirilip çocukta alerjiye sebep olan çevresel ve beslenme önlemlerinin alınması gerektiğini vurguluyor. Tüm bu koşullar sağlandıktan sonra, 3-5 yıl süren dilaltı damla aşı tedavisi ile çocuğun alerjik maddeye alıştırılması sonucu hastalığa kökten çözüm getirebileceğini dile getiriyor.

Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm

0
Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm
Alerjik Hastalıklara Kesin Çözüm

Alerji; insanın savunma sisteminin genellikle zararsız maddelere karşı verdiği abartılı tepkidir ve genellikle çocukluk çağında başlayarak uzun yıllar, hatta yaşam boyu devam eder. Alerjik hastalıklar yüzyılın başlarında nadir hastalıklar olarak görülürken, çevredeki olumsuz değişimlerin tetiklemesiyle son 30-40 yılda çok ciddi oranda arttığını belirten Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nerin Bahçeciler Önder ile Öğrt. Üyesi Doç. Dr. Arzu Babayiğit Hocaoğlu; tedavi yöntemlerinden en önemlisinin ve geçerlisinin “Alerjen Immünoterapisi” olduğunu vurguladı.

Alerjiler genellikle çocukluk çağında başlar  ve uzun yıllar devam eder. Özellikle çocuklarda en sık görülen kronik hastalıklar alerjik hastalıklardır. Bebeklik döneminde süt, yumurta gibi gıdalara gelişen alerji, alerjik egzama ya da gıda alerjisi olarak ortaya çıkar ve yıllar içinde çocuk büyüdükçe solunum sistemi ile ilgili alerjilerin belirtileri başlar. Ev tozu, küf, nem, polen gibi alerjenlere duyarlı hale gelme sonrası, alerjenle karşılaştıkça tekrarlayan veya sürekli hırıltı, öksürük, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi belirtilerle kendini gösteren alerji, yaş ilerledikçe zamanla azalıp artsa da kesin olarak yok olmaz ve hayat boyu devam eder.

 

Yüzyılın başlarında nadir hastalıklar olarak görülen alerjik hastalıklar, zamanla çevredeki olumsuz değişimlerin tetiklemesiyle son 30-40 yılda çok ciddi oranda artmıştır. Araştırmalara göre 15 yıl içinde Avrupa nüfusunun yarısından fazlasının herhangi bir çeşit alerjiden yakınacağı öngörülmektedir.

 

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nerin Bahçeciler Önder ile Öğrt. Üyesi Doç. Dr. Arzu Babayiğit Hocaoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre; günümüzde alerjiler, çoğu zaman kısa süreli kullanılan ve öksürük, hırıltı, kaşıntı gibi belirtileri azaltan ya da daha uzun süreli kullanılan kontrol edici (kortizonlu spreyler) ilaçlarla tedavi edilmektedir. Kontrol edici ilaçlar kullanılmadığı takdirde hastalığın ağırlığı gittikçe artmakta ve kronikleşme gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Buna rağmen yıllar süren devamlı etkin bir tedaviden sonra günlük kullanılan kontrol edici  ilaç kesilince belirtiler tekrar ortaya çıkabilmektedir. Önemli olan nokta ise, uzun süreli ilaç tedavileri yan etki olasılığını aynı zamanda yan etki korkusunu beraberinde getirmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı bilim insanları, kalıcı iyileşme ile sonuçlanan tedavilere yönelme gereği duymuştur. Bu tedavi yöntemlerinden en önemlisi ve geçerlisi “Alerjen Immünoterapisi” olarak adlandırılmaktadır.

 

“Alerjen Immunoterapisi”, astım ve alerjik rinit şikayetlerin giderilmesinin yanı sıra ömür boyu iyileşmeyi sağlamakta, astım gelişimini ve yeni alerjenlere duyarlı hale gelmeyi önlemektedir.

 

“Alerjen Immunoterapi” hastaya duyarlı olduğu alerjen veya alerjen karışımının giderek artan dozlarda enjeksiyon veya dil altı yoluyla  düzenli olarak verilmesi sonucu immun sistemin bu alerjene yanıt vermemeyi öğrenmesini ve tolere etmesini sağlayan tıbbi yöntemdir.  Doğru tanı sonrası iyi kalitede, iyi tanımlanmış ve klinik olarak etkin alerjen preparatları kullanıldığında alerji, bireylerin hayatını değiştirebilmektedir. Bu tedavinin başlanmasından ortalama altı ay sonra klinik belirtiler ve ilaç tedavisine ihtiyaç belirgin olarak azalmakta, pek çok olguda  bir yıl sonunda ilaç gereksinimi kalmamaktadır.

 

Uzun vadede yeni alerjenlere duyarlı hale gelme önlenmekte, çocuğun hastalığının ilerlemesi durdurulmakta ve astım gelişimi önlenebilmektedir.  Aşı tedavisi, başlandıktan sonra en az üç yıl devam etmelidir. Dünyada yüz yıldan uzun süredir kullanılmakta olan “Alerjen Immunoterapi” yöntemi daha önce iğne tedavisi olarak uygulanmış ancak son 20 yıldır dil altına uygulanan, hastaların evlerinde kolayca tatbik edebilecekleri yöntem popülerlik kazanmıştır. Bu tedavi yönteminde uygun hasta ve alerjen seçimi sadece alerji uzmanlarınca uygulanabilmektedir. 

Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir

0
Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir
Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir

En yaygın kronik hastalıklardan birinin astım olduğunu vurgulayan uzmanlar, besinler ve beslenme alışkanlıklarının astımın kronikleşmesinde önemli bir rol oynadığını söylüyor.

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, hastalığın yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Prof. İnanç, antioksidan içeriği yüksek elma suyunun astım belirtilerini azalttığını vurguluyor. İnanç, “Astımda beslenmenin en önemli rollerinden biri antioksidan vitaminin alınması. Böylelikle astım sıklığı da azalabilir. Astımlı bireyler, yeterli ve dengeli bir beslenme tablosu içerisinde her gün bir bardak tüketmeli.” diyor.

 

Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir

0
Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir
Reflü Astım Hastalığını İlerletebilir

Türk Toraks Demeği, astımlı hastalarda müzmin nezle, sinüzit gibi üst hava yolu hastalıklarının ve reflü hastalığının sık olarak görülebileceğini, bu tür durumların varlığının astım belirtilerini arttırarak, tedaviye verilen yanıtı azaltacağını bildirdi.

Dernek tarafından yapılan açıklamada, astımlı hastalarda sık olarak üst hava yolu hastalıkları (rinit-nezle, sinüzit, nazal polip) ve reflü hastalığı bulunduğunu, bu durumların varlığının astım belirtilerinin artmasına ve tedaviye verilen yanıtın azalmasına neden olabildiği kaydedildi. Kronik nezle hastalarının üçte birinde astımın bulunarak geliştiğini, üst solunum yolu hastalıklarının etkin tedavisi ile astım belirtilerinde de düzelmeler gözlendiği belirtildi.

Açıklamada, reflü hastalığında mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması ile hava yollarında refleks mekanizmalarla daralma ve öksürüğe neden olduğu belirtilerek, bu hastaların ağır, yağlı, baharatlı yiyecek, alkol ve kafeini azaltmaları, az ve sık aralıklarla yemek yemesi ve yatarken yüksek yastık kullanmaları veya yatağın baş kısmını yükseltmeleri gerektiği ifade edildi. Doktor tarafından verilen reflü ilaçlarının belli bir süre (en azından 2-3 ay) düzenli olarak kullanmak gerektiği vurgulanan açıklamada, bazı astım ilaçlarının ve sigaranın da reflüyü arttırabileceğine dikkat çekildi.

Bahar Sizi Yormasın

0
Bahar Sizi Yormasın
Bahar Sizi Yormasın

Mevsim geçişlerinde görülen bahar yorgunluğu, belirtileriyle hayatı zorlaştırıyor. Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelmesiyle birlikte vücutta görülen değişimlere ayak uyduramamasından kaynaklanan bahar yorgunluğu, duygusal iniş çıkışlara, uykusuzluğa, iştahsızlığa, eklem ağrılarına ve yorgunluğa neden oluyor. Düzensiz beslenme, yeterli vitamin almama, uyku düzensizliği, kansızlık gibi durumlar bahar yorgunluğunun daha uzun süreler devam etmesine neden olabiliyor.

Bal sayesinde yorgunluk, halsizlik, uyku düzensizliği ve dikkatsizliğe neden olan bahar yorgunluğuna karşı alınabilecek önlemleri Gıda Mühendisi Burcu Sezen açıklıyor:
Bal, bahar yorgunluğuna karşı direnç kazandırıyor

Glikoz, fruktoz, demir, kalsiyum, fosfat, sodyum, klorür, potasyum, magnezyum gibi minerallerden oluşan ve B1, B2, B3, B5, B6 vitaminleri açısından oldukça zengin bir besin kaynağı olan bal; antiseptik ve antibakteriyel özelliğiyle vücudu mevsim değişiklikleri sırasında koruma altına alarak bahar yorgunluğuna karşı direnç kazandırır. Özellikle kahvaltılarda tüketilecek doğal bal, vücuda enerji verdiği gibi kan şekerinin dengelenmesinde de önemli rol oynar.
Vücudun ihtiyaç duyduğu doğal şeker, kalori ve enerjiyi bol miktarda içeren bal, enerji düzeyini kısa sürede ve etkili bir şekilde artırarak yorgunlukla savaşır. Bal, kas yorgunluklarını ortadan kaldırdığı ve dayanıklılığı artırdığı için sporcular tarafından da düzenli olarak tüketilmektedir.

Uyku düzensizliğine balla karşı koyun
Uyku düzensizliği olan kişiler üzerinde de balın iyileştirici etkisi görülmektedir. Uyumadan önce ılık süte karıştırılarak tüketilen bal, kişinin uykuya daha kolay dalmasına ve sabah dinç uyanmasına yardımcı olacaktır.

Kabızlıktan Korunma

0
Kabızlıktan Korunma
Kabızlıktan Korunma

Birçok faktör barsak hareketlerini etkilemektedir: bunların başlıcaları diyet, ilaçlar, fiziksel aktivite durumu, stres ve sıkıntıdır. Çok yaygın bir durumdur ve kadınlarda daha sık gibidir. Hayatınızda yapacağınız basit bir kaç düzenleme ile bu rahatsızlıktan kolayca kurtulabilirsiniz.

Daha çok su için. Yetersiz sıvı alımı, dışkının sertleşmesinin en sık nedenlerinden birisidir ve dışkının barsaklarda ilerlemesini zorlaştırır.

Daha çok lifli besin tüketin. Parçalanmayan lifli besinlerin diyetinizde az olması da kabızlığın önemli bir nedenidir. Normal diyetten, daha çok bitkisel kaynaklı besinlere doğru kayan kişilerin barsak hareketlerinde de önemli değişiklikler meydana gelir.

Daha çok egzersiz yapın, daha hareketli olun. Az hareket edenlerin barsak tonusunda da azalma meydana gelir.

Kafeinli içecekleri bağımlılık derecesinde kullanmayın. Kahve ve diğer kafein içeren içecekler, barsak hareketleirni son derece güçlü bir şekilde uyararak dışkı çıkışını kolaylaştırırlar. Bunun nedeni de kafeinin barsak hareketlerini düzenleyen sinirleri uyarmasıdır. Ancak sürekli ve fazla miktarlarda alındığında barsakların normal hareketi bozulur ve etkinliği azalır. Düzenli bir kahve içicisi değilseniz, bir bardak kahve içmek kabızlığı kısa sürede düzeltir.

Tütün kullanmayın. Nikotinin barsaklar üzerine etkisi tıpkı kafein gibidir. Diğer bazı maddelerin de bağımlılık derecesinde kullanılması (kokain, amfetamin, efedrin,fenilpropilamin gibi) kronik (sürekli) kabızlığa neden olabilir.

Kabızlık yapan ilaçardan uzak durun. En yaygın olark kullanılanları opiatlar ve atropin, skopolamindir.

Barsakları irrite edici laksatiflerden uzak durun. Bu tür ilaçlar genelde kısa sürede ishal yapması için kullanılırlar, ancak barsaklar kısa sürede bunlara bağımlı hale gelebilir. Bu durum kişide kısa sürede tekrar kabızlık meydana gelmesine neden olur. Bu tür ilaçlar arasında en sık kullanılan madde fenolftaleindir. Bu amaçla en sık kullanılan bitkilerden birisi de sinameki bitkisidir. Bazı insanlar bitkilerden elde edilen ürünlerin kesinlikle zararsız olduğunu düşünürler, ancak hamilelikte bile kullanılan sinameki bitkisinin de aşırı miktarda ve çok uzun süre kullanımı sonucunda çeşitli problemlerle karşılaşıldığı görülmüştür.

Mineral yağ içeren laksatiflerden uzak durun. Bunlar yağda çözünen vitaminlerin emilimini engelleyerek zarar verirler.

Magnezyum sitrat ve magnezi sütü gibi tuz türündeki laksatiflerden uzak durun. Bunlar çok miktarda sıvıyı barsaklara çekerek etkilerini gösterirler. Diğer irrite edici laksatiflere göre daha az zararlı olmalarına rağmen, sıklıkla kullanılmaları gerektiğinden zararlıdırlar.

Lavman tipi ilaçlardan uzak durun. Bunlar ancak gerektiğinde ve bir defalık kullanılmalıdır, hiç bir zaman normal barsak hareketleri oluşturmazlar.

Dışkınız çok sert ve ıkınma büyük bir sıkıntı haline geldi ise, yukarıdaki ilaçların yerine yumuşatıcı (purgatif) ilaçlar kullanın. Ancak bunların kısmen irrite edici olduğunu unutmayın.

Kabızlık sizde sürekli bir problemse ve çok fazla ilaç kullandıysanız, artık başka yöntemler deneme zamanınız gelmiş demektir: stresten uzak durun, solunum egzersizleri, yoga gibi yöntemleri deneyin. Bunların faydalı olduğu gösterilmiştir. Özellikle sürekli kabızlığı olan ve bunun yanıda el ve ayakları sürekli soğuk olan ve üşüyen bayanlarda otonom (autonomic) sinir sisteminde bozukluk olabilir.

Her gün dışkılamanız gerekmez deseler de siz itibar etmeyin. Her gün en az bir kez rahat bir şekilde dışkı çıkarabilmeniz sağlıklı olduğunuzun bir göstergesidir. Diyetiniz sağlıklı, su tüketiminiz yeterli, egzersizleriniz uygun düzeyde ise vücudunuz için gerekli olmayan ve büyük olasılıkla da zararlı olan maddeleri barsaklarınızda tutmanızın bir gereği yoktur.

Kabızlık İçin Beslenme Önerileri

0
Kabızlık İçin Beslenme Önerileri
Kabızlık İçin Beslenme Önerileri

Kabızlık 3 temel tipe ayrılabilir. Birincisi, merkez sinir sisteminin bozulmasına bağlı olarak oluşur. İkincisi, dışkılama refleksindeki aksamadan kaynaklanır. Üçüncüsü ise, mekanik kabızlıktır. Kabızlığa yol açan başlıca nedenler şunlardır:

Yanlış beslenme,

Egzersiz yapmamak,

Stres ve depresyon hali,

Seyahat,

Ateş, uzun süren yatak istirahati, karın ameliyatları,

Gebelik,

Sakinleştirici ilaçlar, alüminyum mide asidini giderici ilaçlar, kalsiyum içeren ilaçlar,

Alzheimer, Parkinson, omurilik zedelenmesi, felç gibi sinir sistemi hastalıkları,

Fazla alkol ve kafeinli içeceklerin kullanımı,

Laksatif ilaçların uygun olmayan kullanımı.

Yürüyüş de faydalı

Kabızlığın önüne geçmek için yapılacak en önemli şey, öğün atlamamak ve yemekleri küçük lokmalar halinde, yavaş yavaş çiğneyerek yemektir.

Bağırsaklar için günün en önemli zamanı sabahın ilk saatleri olduğu için özellikle kahvaltı atlanmamalıdır. Yataktan kalkınca beyin, kalın bağırsağın duvarındaki kaslara uyan mesajı yollayarak kasılma işlemini başlatır.

Egzersiz yapmak da çok önemlidir. Özellikle; yürüyüş, aerobik ve yer hareketleri kalın bağırsağın kasılmalarını kolaylaştırır.

Haftada en az 3 kere yarım saat tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika aerobik ya da yer hareketleri yapmak karın kaslarınızın çalışmasını sağlayarak kabızlık probleminin önüne geçecektir.

Bunu biliyor muydunuz?

Sinemaki, kabızlığı giderici, müshil etkisi yaratan bir bitkidir. Bitki, kalın bağırsaklarda sıvı ve mineral salgılanmasını artırıcı etki yapar, bunların geri emilimini engeller.

Yediklerinizle kabızlığı önleyin

Kuru meyveler hayat kurtarır

Bol su ve bitki çayı için,

Kepekli ürünleri tercih edin,

Kuru erik, kuru incir ve kuru kayısı yiyin,

Kök sebzelerden havuç, kereviz ve turp; yapraklı sebzelerden roka, lahana, ıspanak, maydanoz, dereotu ve marul tüketin,

Tahıl ve baklagil grubunu ihmal etmeyin,

Meyve tüketimini artırın,

Bağırsakları çalıştırıcı özelliği olduğundan probiyotik yoğurtları tercih edin,

Keten tohumu kullanın,

Fındık, ceviz ve badem tüketin.

Kabızlık İçin Bitkisel Çözümler

0
Kabızlık İçin Bitkisel Çözümler
Kabızlık İçin Bitkisel Çözümler

Kabızlık için etkili olduğu bilinen tıbbi bitkiler:
– acı karpuz
– badem yağı (tatlı)
– barut ağacı kabuğu (uzun süreli kullanımda barsakları tahriş edebilir)
– biberiye
– demirhindi
– erik meyvesi
– eşek hıyarı
– hint yağı
– hiarşember
– incir meyvesi
– karnıyarık tohumu
– kepek
– keten tohumu
– kudrethelvesı
– mahmudi kökü
– ravent kökü
– sarısabır
– sinameki meyvesi
– sinameki yaprağı (kabızlık için kullanılan birçok ilacın hammaddesi sinamekinden elde edilir)
– yalancı sinameki yaprağı
– zerdali meyvesi

Kabızlık İçin Etkili Olan Bitkisel Karışımlar:

1

anason, rezene, frenk kimyonu ve keten tohumu eşit oranda karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı dolusu tohum havanda hafifçe ezilir ve 1 bardak kaynar suyla haşlanır. demlenmesi için 8-10 dakika beklendikten sonra süzülür. akşam yemeğinden sonra, tatlandırılmadan içilir. sindirim ve dışkılama sistemi uyarılır, şişkinlikten kurtulunur.

2

bal, sıcak su ile veya ılık su ile içilirse kuvvetli müshil olur.

3

çabuk sonuç almak gerektiğinde, 1-2 yemek kaşığı hintyağı içilebilir. 2-3 saat içinde dışkılama gerçekleşir.

4

ıspanak ve lahana salatası dışkılamayı kolaylaştırır.

5

incir kürü çok iyi sonuç verebilir. iyice yıkanan 3-5 kuru incirin üstüne, akşamdan 1 bardak su eklenir ve sabaha kadar bekletilir. sabahleyin aç karnına, önce incirler yenir, üstüne de incir suyu içilir. bu kürün 3-4 hafta uygulanması gerekir. incir, mide-bağırsak mukozasını kalıntılardan, balgamlardan temizler ve rahat çalışmasını sağlar. şeker hastalarının uygulaması doğru olmaz.

6

ketentohumu, bağırsaklarda mekanik etki yapan çok başarılı bir müshildir. bağırsak mukozasına zarar vermez, mineral dengeyi bozmaz, hiçbir yan etkisi yoktur.

7

kronik kabızlığa karşı uzun süreli müshil ilacı kullanımı bağırsaklara zarar verir ve organizmanın mineral dengesini bozar. mineral dengenin bozulmasının sonuçlarından biri de, yine kabızlıktır. yani, müshil ilacı sağlıklı bir çözüm değildir.

8

muz ve çikolata kabızlık yapar. beslenmede, kepekli ve lifli besinlere ağırlık verilmesi gerekir. günde alınan sıvı miktarı 2 litrenin altına inmemelidir. kahve, bira ve şarap kabızlığa yol açar. dişlerin görevini mideye yüklememeye özen gösterilmelidir. elden geldiğince uzun çiğnemek ve sık yutmak gerekir. eğer dışkılamada 6-7 günlük tedaviye karşın bir düzelme görülmezse, mutlaka doktora başvurulmalıdır. dışkılayamamanın yanı sıra, karın ağrıları, kusma ve kan basıncında sapmalar görülürse, bağırsak düğümlenmesinden kuşkulanmak ve acilen hastaneye ulaşmak gerekir.

9

sabahları yenen 1-2 portakal rahatlatabilir.

10

sinameki çayı, müshil ve kan temizleyici etki içerir. sürekli olmamak kaydıyla, arada bir kullanılmasında sakınca yoktur. 1-2 çay kaşığı dolusu bitki yaprağı, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 20-25 dakika demlendikten sonra süzülür. yatmadan bir saat kadar önce, tatlandırılmadan veya biraz tatlandırılarak içilir. bitki eğer kaynatılacak olursa ve sıcak içilecek olursa, dışkılama, şiddetli ishal biçiminde gerçekleşir. kişi, zamanla, dozajını ve demleme süresini kendisi saptamalıdır.

11

zeytinyağı

sabahları aç karnına 1 yemek kaşığı içilir.

inatçı kabızlıklarda 2 yemek kaşığı içilir.

sık sık kabız olanlar zeytinyağlı yemekleri daha çok yemeli, sabah kahvaltılarında zeytini eksik etmemelidirler.

Kabızlık İlaçları

0
Kabızlık İlaçları
Kabızlık İlaçları

Kabızlık tedavisi için ve ameliyatlardan önce bağırsakların boşaltılması için kullanılan ilaçlara laksatifler denir. Laksatifler etkilerine göre sınıflandırılır.

1- Lifli maddeler: Bu maddeler dışkının su tutmasını sağlar. Böylece dışkı yumuşar ve hacimi büyür. Tablet ya da granül biçiminde ağızdan alınır (Metamüsil, Citrusel, Psyllium, vb.) tam etkisini birkaç gün içinde gösterir. Genelde kronik (müzmin) kabızlık tedavisinde kullanılır. Doğal besinlerimizdeki lifler gibi etki yaptıklarından uzun süre kullanım için en emin tedavidir. Bol su ile birlikte yatmadan önce alınmalıdır. Bol su ile alınmazsa dışkı kitlesi bağırsak tıkanması yapabilir. Yan etkileri bağırsakta gaz yapımını artırmasıdır.

2- Barsaklarda su tutucu laksatifler: En sık kullanılanı sentetik şeker olan ve vücutta yıkıma uğramayan laktüloz dur. (Duphalac, Levolac vb.) Bu maddeler dışkının su kaybını önler. Dışkı miktarını artırmaz ancak yumuşak tutar.

3- Kayganlaştırıcı maddeler: Dışkıyı yumuşatır ve kayganlaştırır. Sıvıparafin (sokol) bu amaçla kullanılır. Ancak uzun süre kullanmamalıdır. Çünkü bağırsağı tahriş eder ve bazı vitaminlerin emilimini önler.

4- Tuz bazlı laksatifler: Örneğin, sodyumhidrojenfosfat (Fleet Enema, B.T. Enema) çabucak bağırsak boşalmasını sağlamak amacıyla kullanılır. Üç ile dört ile saat arasında etkisini gösterir. Bu tür laksatifler su tutucu etkileriyle vücuttan bağırsağa su çekerler. Kolonoskopid e, bağırsak ameliyatından ya da röntgen filminden önce yalnız bir kez kullanılmalıdır. Uzun süre kullanıldıklarında vücudun susuz kalmasına ve kan elektrolitlerinde bozukluklara neden olur. Tansiyonu olanlarda, kalp ve böbrek hastalarında kullanılmamalıdır.

5- Uyarıcı laksatifler: Bu laksatifler (bekunis, pursennid vb.) bağırsak kaslarını uyararak bağırsak hareketlerinin artmasına neden olurlar. Hızla bağırsak boşalması sağlarlar. Genellikle diğer ilaçların etkisiz olduğu zaman kullanılır. Sürekli alınmamalıdır. Çünkü doğal bağırsak hareketlerinin kaybolmasına neden olabilirler.